"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bodrum Yarımadası’nda Yürüyüş

Bodrum Yarımadası’nda Yürüyüş

Bodrum Yarımadası’nda Yürüyüş
Bodrum Yarımadası’nda Yürüyüş

KALABALIK KIYI KÖYLERİNDEN UZAKLAŞIP, TEPELERİN ARKASINDA SAKLI İÇ KÖYLERİNDEN BAŞLAYARAK YARIMADANIN DAĞLARININ KEŞFİNE ÇIKARSANIZ AZ BİLİNEN BİR BODRUM’LA KARŞILAŞIRSINIZ.
Kimin aklına gelir ki burası aynı zamanda şanlı bir geçmişe sahip Karya başkenti Halikarnasos’tur?

Kim yaklaşık 2400 sene önce dünyaca ünlü Karya Kralı Mausolos’un yeni başkentinin nüfusunu çoğaltmak için bugünkü Konacık beldesi sınırlarının içinde bulunan Leleg başkenti Pedasa’nın sakinlerini sürerek Halikarnasos’a yerleştirdiğini hatırlar?

Kim inanır ki daha 40 – 50 sene öncesine kadar Bodrum Yarımadası halkı ebedi derdi olan susuzlukla boğuşur ve kış boyunca 300 – 400 sene önce bu amaçla inşa edilen kubbeli sarnıçlarda biriken yağmur suyu ile tarlaları sulardı? Bodrum’un kıtlık zamanının yaz, asıl şen ve bereket sezonunun kışın olduğunu kim hatırlar?

Yarımadanın bir koyundan diğer koyuna gitmek için tekneden başka ulaşım yolunun olmadığı zamanlar çok uzakta değil aslında. Yapılaşmadan dolayı köyler arası eski bağlantı patikalarının bir kısmı artık kayıp fakat iç kesimlerinde yüzyıllardan beri kullanılan yürüyüş ve katır yolları sapasağlam duruyor. Eski yürüyüş yollarından biri Ortakent’i (eski adıyla Müsgebi) Sandıma’ya (bugünkü Yalıkavak) bağlıyordu.

Arkadaşlarla bu parkuru yürümeye karar verdik. Sabah saat 10 için Bodrum Otogarı’nda randevulaşıyoruz. Genelde yürüyüşler hep burada başlar. Çünkü bir noktadan başlıyor bir başka noktada bitiriyoruz. Turgutreis istikametinde giden her dolmuş bizi Ortakent’e bırakacağı için hemen kalkıyoruz.

Ortakent merkezi okulun karşısındaki Kemer Sokak’tan ilk hedefimiz olan Yaka Köyü’ne doğru yürümeye başlıyoruz. Yolda karşılaştığımız köylüler bizi sıcak bir gülümsemeyle selamlıyorlar. Dağlara doğru daha üç – dört saat yolumuz var.

Sola, Bodrum Golf Kulübü’ne sapıyoruz. Haydi, ilk çayımızı o nezih ortamda içelim! Oradan kuzeye doğru çakıl taş yolundan devam ediyoruz. Sağ ve solumuzda asırları devirmiş zeytin ağaçları dikkatimizi çekiyor. Yol geniş ve rahat olmasına rağmen köye ulaştığımızda ter içindeyiz. Fakat manzara buna değer.

Servi ağaçları ile bezeli geniş Ortakent Ovası hemen arkamızda kaldı. Köyün içindeki yolu biraz takip ettikten sonra sola, yukarıya doğru sapıyoruz. Ağacın dallarında konuşlanmış bir kedi bizi ilgiyle takip ediyor.

Biraz ileride bahçede bağlı bir köpek sanki gözlerine inanamıyormuş gibi iki ön ayağını bir tomruğa dikilmiş vaziyette küçük grubumuzu izliyor. Tepelere çıktıkça yol daralıyor ve manzara güzelleşiyor. Ortakent – Yahşi deniz kenarı, Çelebi Adası, Datça Yarımadası, Kos – İstanköy… Hepsi ayağımızın altında!

Sonunda yürüyüşümüzün en yüksek noktasındaki geçide ulaşıyoruz. Buradan henüz yarımadanın kuzey cephesini göremiyoruz. Fakat batıda bulunan Turgutreis ve açığındaki adacıklar, Dereköy Ovası ve garip şekliyle herkesin ilgisini çeken volkanik kaya Partipanas önümüzde serili. İncecik bir patikadan yamacın orta yüksekliğinden devam ediyoruz.

 

Eski yürüyüş yolu daha aşağıda. Fakat dikenli maki artık geçit vermiyor. Ahlat ağaçlarının arasından kuzey geçidine doğru ilerliyoruz. Bir yaşlı çoban teyzeye rastlıyoruz. Ufacık bir testere, bir çekiç ve birkaç çivi yardımıyla keçi yavrularının barınağını onarmaya çalışıyor. Bizden yardım kabul etmiyor ama… Geçidi aştıktan sonra Yalıkavak Koyu ve Küdür Yarımadası bütün ihtişamıyla altımızda beliriyor. Oldukça geniş bir toprak yoldan sola, Partipanas’a doğru yürümeye devam ediyoruz.

Solumuzda kocaman bir dut ağacının altında yaz kış akan bir çeşmeye ulaşınca Sandıma’ya yaklaştığımızı anlıyoruz. Suyun bolluğundan Sandıma’nın teras teras bahçeleri bu yörede bulunuyordu. İncir, asma, zeytin ve narenciye ağaçları bakımsız olsa da eski güzelliği ve bereketi anlatıyor. Üç saattir yürüyoruz ve artık piknik zamanı geldi. İçme suyunu çeşmeden alıyoruz, kumanya yanımızda.

Yarım saat sonra son etaba koyuluyoruz: Kayalık patikadan terk edilmiş Sandıma Köyü’ne iniyoruz. 40-50 sene öncesine kadar büyük ve varlıklı olan Sandıma’nın çatısız taş evlerinin görüntüsü hem ürkütücü hem romantik… Teker teker aileler kıyılara yakın narenciye bahçeleri ve sonra turizm uğruna bu eski yerleşimi terk etmiş.

Bir yaşlı amca ve İstanbul’dan buraya göçmüş bir sanatçı çifti Sandıma’daki hayatı idame ediyor. Kendi imkânlarıyla restore ettiği ve birkaç taş evi birleştirerek yarattıkları Sanatevi adeta bir açık hava müzesi. Çay eşliğinde heykeltıraşın açıklamalarını dinliyor, sonra da Sandıma’nın keşfine çıkıyoruz. Etrafımız geleneksel Bodrum mimarisinin mütevazı örnekleriyle dolu.

Sandıma’dan Yalıkavak’a doğru inerken birkaç iyi bakılmış sarnıca rastlıyoruz. Bir zamanlar kubbeli çatılara damlayan yağmur suları içeriye akıyor ve derin yuvarlak bir havuzda biriktiriliyormuş. Bu estetik yapılar kavurucu yaz sıcağında bile nemli ve serin. Kenar deliklerinden sızan güneş ışığı ve suyun harika akustiği büyülü bir atmosfer yaratıyor. Keşke bir neyimiz olsa!

Ney olmayınca bir arkadaşımız kendi sesiyle yetinip yakıcı bir türkü söylüyor. Narenciye bahçelerinin yanından geçerek Yalıkavak’a ulaşıyoruz. Bodrum dolmuşunu beklerken yeni restore edilmiş yel değirmeninin yanındaki çay bahçesinde bir yorgunluk çayı içiyoruz. Elbette başka bir parkurda buluşmak üzere sözleşmeyi ihmal etmiyoruz.

 

VE ÜÇ PARKUR DAHA
1. Bitez limanı – Adaboğazı (Akvaryum)
2. Leleglerin başkenti Pedasa’dan Demir koyuna
3. Gölköy Korusu – Girel/Kibrel köyü – Dağbelen

YAZIN DA GÜZEL
1 Bitez – Adaboğazı Parkuru (gidiş-dönüş 1,5 saat)
Bitez Koyu’nun doğusunda bulunan limandan başlayan patika önce kıyıyı takip eder sonra sola (doğuya) doğru bir yokuşu tırmanır ve tepenin öbür tarafında berrak suyundan dolayı Aquarium adını taşıyan Adaboğazı Koyu’na varır. Beyaz badanalı sarnıç hâlâ hayvanlar için kullanılmaktadır. Birkaç yerden denize girilir.

ARKEOLOJİ MERAKLILARI İÇİN
2 Pedasa (Gökçeler) Kalesi’nden Demir Koyu’na iniş (2 saat)
Bodrum Yarımadası’nın bilinen ilk medeniyeti olan Leleglerin başkenti Pedasa’ya ulaşmak için dolmuşla Konacık’ın yukarı mahallesine kadar gidilir, oradan çam ormanının içinden yaklaşık iki kilometre yol yürünür. Son zamanlarda Muğla Üniversitesi’nin himayesinde yapılan çalışmalarla görülmeye değer bir açık hava müzesini ortaya çıkardılar. Pedasa Kalesi’ni ve nekropolü (mezarları) gezdikten sonra rahat bir yürüyüş yolundan Torba’nın batısındaki Demir Koyu’na inilebilir.

SARNIÇLAR DİYARINDA
3 Gölköy Korusu’ndan Girel Köyü’ne ve Dağbelen’e (4 saat).Torba-Gölköy yolunda Gölköy Korusu isimli vadiden çıkışımıza başlıyoruz. Orman içindeki dik yokuşun sonunda harika bir mera açılıyor, ortasında kocaman bir ağacın altında görkemli bir sarnıç. Oyuklu ve Karadağ arasından terk edilmiş Girel köyüne ulaşılır. Oradan ya karşı tepedeki sarnıca ulaşıp Gazderesi’nden Bitez kavşağına inilir veya eski patikalara batı yönünde devam ederek Dağbelen Köyü’ne ulaşırsınız.

 

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir